1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İrem Eylül Kurt
  4. “30 Ağustos’ta ne olmuştu?”
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“30 Ağustos’ta ne olmuştu?”

featured

Pazar akşamı Heykel’de elinde Türk bayrağıyla yürüyen küçük bir çocuk göreceksiniz.

Belki neden orada olduğunu tam olarak bilmeyecek. Belki 26 Ağustos’u, Dumlupınar’ı, Büyük Taarruz’u okulda henüz öğrenmedi.

Ama kalabalığın sesini duyacak.

Marşları işitecek.

Annesinin, babasının ya da dedesinin yüzündeki gururu fark edecek.

Ve büyük ihtimalle bir yerde şu soruyu soracak:

“Bugün neden herkes bayrak taşıyor?”

30 Ağustos’u anlatmaya belki de tam buradan başlamak gerekiyor.

Çünkü bu ülkenin bağımsızlık hikâyesi yalnızca tarih kitaplarının sayfalarında yaşamıyor. Bir kuşaktan diğerine aktarıldığı, meydanlarda hatırlandığı, çocukların merakına dokunduğu sürece yaşamaya devam ediyor.

Bursa da 30 Ağustos 2026’da işte böyle bir günü karşılamaya hazırlanıyor.

Bu kez mesele sadece bir yıldönümünü kutlamak değil.

104 yıl önce kazanılan zaferin bugün bize ne söylediğini yeniden hatırlamak.

30 Ağustos neden hâlâ yüreğimizi titretiyor?

26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde tarihi bir zafere ulaştı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığındaki bu mücadeleyi yalnızca askeri bir başarı olarak okumak eksik kalır.

Çünkü ortada geleceği tartışılan bir millet vardı.

Yıllarca savaşmış, yorulmuş, yoksullaşmış ama bağımsız yaşama iradesinden vazgeçmemiş bir halk vardı.

30 Ağustos’un büyüklüğü biraz da burada saklı.

Bir millet, en zor gününde kendi kaderine sahip çıktı.

“Bitti” denilen yerde bitmedi.

“Başaramaz” denilen yerde başardı.

Bugün, 104 yıl sonra, ay yıldızlı bayrağın altında özgürce yaşayabiliyorsak 30 Ağustos’u yalnızca geçmişte kalmış bir zafer olarak görmemiz mümkün değil.

O zafer bugünün de hikâyesidir.

Bursa, özgürlüğün kıymetini bilen bir şehir

30 Ağustos’un Bursa için anlamı daha da derindir.

Çünkü Bursa işgalin ne demek olduğunu yaşadı.

Bu şehrin insanları bir zamanlar kendi sokaklarında özgürlüğün hasretini çekti. Bursa’nın işgali 8 Temmuz 1920’de başladı ve 2 yıl, 2 ay, 2 gün sürdü.

Şimdi bir an için bugünün Bursa’sından o günlere bakın.

Her gün önünden geçtiğimiz Heykel’i düşünün.

Altıparmak’ı…

Çarşıyı…

Bu kadim şehrin sokaklarını…

Bugün bize son derece doğal gelen özgürlük duygusunun bir dönem Bursa için nasıl büyük bir özleme dönüştüğünü düşünün.

Sonra 30 Ağustos geldi.

Dumlupınar’da kazanılan Büyük Zafer’in açtığı yol Bursa’ya kadar uzandı. Türk ordusu 11 Eylül 1922’de Bursa’yı işgalden kurtardı.

İşte bu yüzden Bursa’da dalgalanan her 30 Ağustos bayrağının ayrı bir anlamı vardır.

Çünkü bu şehir zaferin ne getirdiğini çok iyi biliyor:

Özgürlüğü.

Heykel’den bu kez zafer için yürünecek

Ve şimdi Bursa, Büyük Zafer’in 104’üncü yılını yine sokaklarda karşılamaya hazırlanıyor.

30 Ağustos 2026 Pazar akşamı saat 20.00’de Heykel’den Zafer Yürüyüşü başlayacak.

Yürüyüş Altıparmak üzerinden devam ederek Bursa Millet Bahçesi’nde sona erecek.

Saatler 21.00’i gösterdiğinde ise Elif Buse Doğan, Zafer Bayramı konseri için sahneye çıkacak.

Şimdiden gözünüzde canlandırın.

Heykel…

Ellerinde Türk bayraklarıyla yürüyen çocuklar.

Yanlarında anne babaları.

Belki torununun elinden tutmuş bir dede.

Altıparmak boyunca uzanan kırmızı beyaz bir kalabalık…

Ve birbirini hiç tanımayan binlerce Bursalıyı aynı duyguda buluşturan ay yıldızlı bayrak.

Bence 30 Ağustos’a en çok da bu yakışıyor.

Çünkü milli bayramlar yalnızca resmi törenlere sıkıştığında bir tarafı eksik kalıyor.

Bayram dediğiniz sokağa çıkmalı.

Çocukların eline ulaşmalı.

Gençlerin sesine karışmalı.

Balkonlara bayrak olmalı.

Meydanlarda marşlara dönüşmeli.

Belki en kıymetli soru bir çocuktan gelecek

Yazının başındaki o çocuğa dönelim.

Annesinin ya da babasının elinden tutarak Zafer Yürüyüşü’ne katılan küçük bir Bursalı, Büyük Taarruz’un bütün ayrıntılarını henüz bilmiyor olabilir.

Ama o akşamı hatırlayabilir.

Bayrakları hatırlayabilir.

İstiklal Marşı’nı duyduğunda insanların neden bir anda ciddileştiğini fark edebilir.

Yüzlerdeki gururu görebilir.

Sonra eve dönerken sorabilir:

“30 Ağustos’ta ne olmuştu?”

İşte milli bayramların en güzel taraflarından biri belki de budur.

O soruyu sordurabilmek.

Çünkü tarih yalnızca ders kitaplarından aktarılmaz.

Bazen dededen toruna anlatılır.

Bazen bir meydanda hissedilir.

Bazen babanızın omzunda izlediğiniz bir yürüyüş, yıllar sonra çocukluğunuzun en güçlü hatıralarından birine dönüşür.

Bir çocuğun eline verdiğiniz küçücük Türk bayrağı bile hafızada yıllarca yaşayabilir.

Bu nedenle Bursa’daki kutlamaları yalnızca yürüyüş ve konser programından ibaret görmemek gerekiyor.

Asıl mesele yeni kuşakların bu günlerin neden bayram olduğunu anlayabilmesi.

Coşacağız ama bir an durup düşüneceğiz de

30 Ağustos elbette coşmanın günüdür.

Meydanları doldurmanın, bayrak sallamanın, marş söylemenin günüdür.

Ama sadece bunun günü değildir.

Biraz durmanın da günüdür.

Bugün bize sıradan görünen şeylerin aslında ne kadar kıymetli olduğunu düşünmenin günüdür.

Sabah kendi ülkemizde özgürce uyanabilmek…

Kendi bayrağımızın altında yaşayabilmek…

Çocuğumuzun geleceğine bu topraklarda umut bağlayabilmek…

Bunların hiçbiri tarihin bize kendiliğinden verdiği hediyeler değildi.

Bedeller ödendi.

İnsanlar evlerinden çıktı ve geri dönemedi.

Aileler evlatlarını toprağa verdi.

Cephede savaşanların yanında, cephe gerisinde bütün imkânsızlıklara rağmen mücadeleyi omuzlayan insanlar vardı.

Bir millet bütün yokluklara rağmen bağımsızlığından vazgeçmedi.

O nedenle 30 Ağustos’u anlamak geçmişte yaşamak değildir.

Tam tersine geleceğe karşı sorumluluk duymaktır.

Zafer bize sadece gurur bırakmadı

Peki bugün bize düşen nedir?

Elbette 1922’nin şartlarında yaşamıyoruz.

Bizden cepheye gitmemiz istenmiyor.

Fakat her kuşağın kendi mücadelesi, kendi sorumluluğu var.

Bu ülkeyi daha iyi hale getirmek…

Çocuklara daha güzel bir gelecek bırakmak…

Birbirimizi farklılıklarımızla kabul etmek…

Ortak değerlerimizin kıymetini bilmek…

Cumhuriyet’in bize açtığı yolu daha ileriye taşımak…

Bunlar da bugünün sorumlulukları.

30 Ağustos’u yalnızca geçmişte kazanılmış bir savaşın yıldönümü gibi kutlarsak hikâyenin yarısını okumuş oluruz.

Çünkü Büyük Zafer aynı zamanda Cumhuriyet’e uzanan yolun en önemli eşiklerinden biriydi.

Bu nedenle zaferin mirası sadece gurur değildir.

Sorumluluktur da.

Atatürk’ü yalnızca fotoğraflarla, şehitlerimizi yalnızca törenlerle, milli mücadeleyi yalnızca yıldönümlerinde hatırlamak yetmez.

Asıl mesele, onların hangi şartlarda mücadele ettiğini anlayabilmek.

Ve bize bırakılan ülkenin değerini bilmek.

Pazar akşamı Bursa başka güzel olacak

30 Ağustos akşamı Heykel’de buluşan insanlar belki birbirlerini hiç tanımayacak.

Farklı mahallelerden gelecekler.

Farklı yaşlarda olacaklar.

Farklı hayatlar yaşayacaklar.

Ama ellerindeki bayrağın rengi aynı olacak.

Saat 20.00’de başlayan yürüyüş Altıparmak’a uzanırken Bursa’nın günlük telaşı birkaç saatliğine geride kalacak.

Saat 21.00’de Millet Bahçesi’nde Elif Buse Doğan’ın konseri başladığında kutlamanın coşkusu müzikle devam edecek.

Fakat o gece meydandan eve götürmemiz gereken başka bir şey daha var.

Hatırlamak.

Bu ülkenin hangi şartlardan geçerek bugünlere geldiğini hatırlamak.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını hatırlamak.

Milli Mücadele’nin adı bugün çok az bilinen kahramanlarını hatırlamak.

Şehitleri ve gazileri hatırlamak.

Ve belki hepsinden önemlisi, bize bırakılan emanete nasıl bir ülke ekleyerek çocuklarımıza teslim edeceğimizi düşünmek.

Çünkü bayrak sallamak güzeldir.

O bayrağın temsil ettiği bağımsızlığa sahip çıkmak ise çok daha büyük bir sorumluluktur.

O gece aslında 104 yıllık bir yolu yürüyeceğiz

104 yıl önce Anadolu’nun kaderi değişti.

O zaferin ardından Bursa da özgürlüğüne kavuşacağı 11 Eylül sabahına doğru yürüdü.

104 yıl sonra biz bu kez Heykel’den Millet Bahçesi’ne yürüyeceğiz.

Aramızda 1922’yi yaşayan kimse olmayacak.

Ama onların bize bıraktığı bir vatan olacak.

Bir bayrak olacak.

Bir Cumhuriyet olacak.

Ve çocuklarımıza anlatmamız gereken büyük bir hikâye olacak.

30 Ağustos bunun için bayramdır.

Sadece kazandığımız için değil.

Vazgeçmediğimiz için.

Sadece geçmişimizle gurur duymak için değil.

Geleceğimize daha sıkı sarılmak için.

Pazar günü Bursa’da bayraklar yine yükselecek.

Marşlar yine söylenecek.

Çocuklar belki anne babalarının omuzlarından o kalabalığa bakacak.

Ve içlerinden biri mutlaka soracak:

“Bugün neden herkes bayrak taşıyor?”

O soruya vereceğimiz cevap aslında 30 Ağustos’a ne kadar sahip çıktığımızı da gösterecek.

Çünkü özgürlük kolay kazanılmadı.

Cumhuriyet kolay kurulmadı.

Bu topraklar kolay vatan olmadı.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.