Eskiden selamın bir ağırlığı vardı.
“Selamün aleyküm.”
“Aleyküm selam.”
Bitti.
İki insan selamlaşmış, insanlık görevini yerine getirmiş, herkes kendi evine dağılmıştı.
Şimdi öyle mi?
Bir “Selamün aleyküm” diyorsun, altı aylık duygusal taahhütname imzalamışsın.
Selam değil, abonelik başlangıcı.
İlk ay ücretsiz.
Sonrası sinir sisteminden otomatik tahsilat.
Akşamına sosyal medyadan ekleşiyorsunuz.
Sonra ne oluyor?
Nüfus müdürlüğü çalışmaya başlıyor.
Fotoğraflar inceleniyor.
Takipçiler sayılıyor.
2018’de Bodrum’da çekilmiş bir fotoğraf bulunuyor.
Fotoğrafta bir erkek kolu var.
Adam yok.
Sadece kol.
Ama o kol artık davanın bir numaralı sanığı.
Yakın arkadaşa ekran görüntüsü gidiyor:
“Bu kol kimin?”
Arkadaş da sanki Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Kollar Şube Müdürü:
“Bence eski sevgilisi.”
Nereden anladın?
“Kolun duruşundan.”
Bizim millet insanı yüzünden tanıyamaz ama eski sevgiliyi dirseğinden teşhis eder.
Henüz ortada ilişki yok.
Fakat dosya hazırlanmış.
Tanıklar dinlenmiş.
Bilirkişi raporu bekleniyor.
Sonra mesajlaşma başlıyor:
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Ne yapıyorsun?”
“Hiç.”
İşte bütün felaketler bu “Hiç” cevabıyla başlar.
Hiç ne demek?
İnsan hiç yaparken çevrim içi nasıl oluyor?
Çevrim içiyse neden yazmıyor?
Yazmıyorsa kime yazıyor?
Kime yazıyorsa niye bana yazmıyor?
Bir insanın hiçbir şey yapmadığını ispat etmesi, bir şey yaptığını ispat etmesinden daha zordur.
İlişkinin ilk üç günü güzeldir.
Herkes nazik.
Herkes anlayışlı.
“Yoğunsan sonra konuşuruz.”
Dördüncü gün:
“Ne yoğunluğu?”
Beşinci gün:
“Kim vardı yanında?”
Altıncı gün:
“Telefonunu masaya niye ters koydun?”
Yedinci gün ilişki değil, Meclis araştırma komisyonu.
Telefonun şarjı biter.
İnanmaz.
“Şarjın nasıl bitti?”
Pil bu.
Karpuz değil ki kesip içini gösteresin.
Bir mesaj geç gelir, kriz çıkar.
Çevrim içi görünürsün, olağanüstü hâl ilan edilir.
Bir fotoğraf beğenirsin, diplomatik ilişkiler askıya alınır.
“Yanlışlıkla beğendim.”
Fotoğraf 2021’den.
Beş yıl aşağıya yanlışlıkla inmek için insanın parmağının değil, niyetinin kayması gerekir.
O beğeni değil.
Tarih araştırması.
Arkeoloji.
Adam sosyal medyada Göbeklitepe kazısı yapmış.
Sonra ayrılık geliyor.
“Bitti.”
Bitmiyor.
Sosyal medya çağında hiçbir şey “Bitti” denilerek bitmiyor.
Çünkü ayrılığın da prosedürü var.
Takipten çıkacak mısın?
Çıkarsan hâlâ önemsiyorsun.
Çıkmazsan hâlâ seviyorsun.
Engellersen olgun değilsin.
Engellemezsen umut veriyorsun.
Sessize alırsan gizli gizli takip ediyorsun.
Almazsan açık açık takip ediyorsun.
Ne yaparsan yap suçlusun.
Sistem seni seviyor görünmeye de, sevmiyor görünmeye de mahkûm etmiş.
Bir gün eski sevgili fotoğraf paylaşır.
Masanın üzerinde iki kahve.
Hemen aile meclisi toplanır.
“Kesin hayatında biri var.”
Belki garson yanlışlıkla koydu.
Belki biri gelmedi.
Belki kahvelerden biri soğuk.
Hayır.
İkinci kahve varsa ikinci kişi vardır.
İkinci kişi varsa ilişki vardır.
İlişki varsa ihanet vardır.
Matematik bu kadar kolay olsa çocuklar okuldan ağlayarak dönmezdi.
Bir de hikâye izleme meselesi var.
İzledi mi?
İzledi.
Kaçıncı sırada?
On ikinci.
Demek ki özellikle bakmış.
Yirmi yedinci sıradaysa?
Geç bakmış ama yine de dayanamamış.
Hiç bakmadıysa?
Sahte hesaptan bakmıştır.
Bu sistemde masumiyet yok.
Delil yoksa gizli delil vardır.
Sonra imalı şarkılar başlar.
Karşı taraf bir şarkı paylaşır.
Şarkıda “gece” kelimesi geçer.
Siz bir kere gece saat on birde konuşmuşsunuzdur.
“Kesin bana gönderme.”
Şarkıda “yol” geçer.
Beraber minibüse binmişsinizdir.
“Bu da bana.”
Şarkıda “çay” geçer.
Bir kere çay içmişsinizdir.
“Bu zaten doğrudan beni anlatıyor.”
Müzik piyasasının başka işi yok.
Bütün besteciler sizin üç haftalık ilişkinizi takip ediyor.
Stüdyoya girip:
“Arkadaşlar, bunlar yine kavga etmiş. Hemen bir ayrılık şarkısı yapalım.”
Eskiden insanlar ayrılınca birbirini görmezdi.
Şimdi ayrıldığın insanın nerede kahvaltı ettiğini, hangi kafeye gittiğini, kimin fotoğrafını beğendiğini, hangi şarkıyla duygulandığını biliyorsun.
Ayrılmışsın ama hâlâ faaliyet raporu geliyor.
İlişki kapanmış.
Bildirimler açık.
Kalp gitmiş.
Algoritma kalmış.
Asıl ayrılık “Bitti” dediğin gün değildir.
Profiline bakmadan üç gün geçirdiğin gündür.
Arkadaşın ekran görüntüsü gönderince:
“Bana bunu yollama,” diyebildiğin gündür.
Hikâyeni izledi mi diye bakmadığın gündür.
Çünkü insan sevgilisinden bir gecede ayrılır.
Merakından altı ayda.
Selam vermek beş saniye.
Tanışmak üç gün.
Âşık olmak iki hafta.
Kavga etmek bir akşam.
Gerçekten ayrılmak altı ay.
Teknoloji mesafeleri kısalttı.
Vedaları uzattı.
Eskiden “Selamün aleyküm” bir selamdı.
Şimdi insan söylerken iki kere düşünüyor:
“Bu selam mı, yoksa otomatik yenilenen üyelik mi?”
