1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İrem Eylül Kurt
  4. Anafartalar’da Bir Sabah, Bir Milletin Kaderi Değişti
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Anafartalar’da Bir Sabah, Bir Milletin Kaderi Değişti

featured

Anafartalar’ı anlamak için 10 Ağustos 1915’e yalnızca bir zafer tarihi olarak bakmamak gerekir.

Çünkü o gün Çanakkale’de yaşananlar, sadece bir cephenin kaderini değiştirmedi. Mustafa Kemal’in askeri liderliğini belirginleştirdi, savaşın seyrini etkiledi ve bir milletin hafızasına silinmeyecek bir direnç hikâyesi bıraktı.

Bugün aradan tam 111 yıl geçti.

O tepelerde yürüyen insanların çoğunun adını bilmiyoruz. Hangi köyden geldiklerini, arkalarında kimi bıraktıklarını, son gecelerinde ne düşündüklerini de…

Ama neyi savunduklarını biliyoruz.

Bir toprağı.

Bir vatanı.

Ve kendilerinden sonra gelecek insanların özgürce yaşayabilme ihtimalini.

O sabah mesele yalnızca bir tepe değildi

Çanakkale Savaşları’nın Ağustos 1915 safhasında İtilaf kuvvetlerinin hedeflerinden biri Conkbayırı ve Kocaçimentepe bölgesini ele geçirmek, buradan ilerleyerek Çanakkale Boğazı üzerinde hâkimiyet kurmaktı. 6-7 Ağustos gecesi bölgeye yeni kuvvetler çıkarıldı ve cephede son derece kritik günler başladı.

Bugünden baktığımızda harita üzerinde birkaç tepe adı gibi görünebilir.

Ama savaşın ortasında bir tepe bazen yalnızca bir tepe değildir.

Orayı kaybetmek, ardındaki yolu kaybetmek demektir.

Yolu kaybetmek, savunma hattını kaybetmek demektir.

Bazen de bütün bir savaşın yönünün değişmesi demektir.

İşte Anafartalar ve Conkbayırı’nın anlamı buydu.

Mustafa Kemal, 8 Ağustos 1915 gecesi Anafartalar Grup Komutanlığı görevini üstlendi. Ertesi gün başlayan Türk karşı taarruzu başarı sağladı. Ardından 10 Ağustos sabahı Conkbayırı’nda bizzat yönettiği taarruz, İtilaf kuvvetlerini geri püskürttü. Kaynaklar, her iki tarafın da ağır kayıplar verdiğini gösteriyor.

Bugün 10 Ağustos’u Anafartalar Zaferi’nin yıl dönümü olarak anarken aslında birbirine bağlı o kritik günlerin bıraktığı büyük mirası hatırlıyoruz. Çanakkale’deki resmî anma programları da 10 Ağustos’u Anafartalar Zaferi’nin yıl dönümü olarak yaşatıyor.

Asıl mesele, doğru anda sorumluluk alabilmekti

Çanakkale’de Mustafa Kemal’i tarih sahnesinde farklı bir yere taşıyan yalnızca cesareti değildi.

Karar verebilmesiydi.

Sorumluluk alabilmesiydi.

Tehlikenin nereden geleceğini görebilmesi ve şartlar ağırlaştığında inisiyatif kullanabilmesiydi.

8 Ağustos’ta cephenin son derece kritik bir noktaya geldiği sırada kuvvetlerin komutasını talep etmesi, ardından Anafartalar Grup Komutanlığına getirilmesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Çünkü savaşın bazı anlarında bir komutanın önünde iki yol vardır.

Beklemek.

Ya da sorumluluğu üzerine almak.

Mustafa Kemal ikinci yolu seçti.

Fakat Anafartalar’ı yalnızca tek bir komutanın hikâyesine indirgemek de o gün savaşan binlerce insanın hakkını teslim etmemek olur.

Zaferi mümkün kılan, verilen emri yerine getirmek için ateşin içine yürüyen askerlerdi.

İsimsiz kahramanlardı.

Yorgunlardı.

Günlerdir cephedeydiler.

Karşılarında güçlü birlikler vardı.

Ve geri çekilmenin bedelinin ne anlama geleceğini biliyorlardı.

Tarih bazen birkaç dakikaya sığar

Bugün savaş meydanlarını gezerken sessizlik hâkimdir.

Rüzgâr eser.

Ağaçlar sallanır.

İnsan, bundan 111 yıl önce aynı toprağın üzerinde yaşanan gürültüyü tahayyül etmekte bile zorlanır.

Oysa 10 Ağustos 1915 sabahı verilen kararların sonucu yalnızca birkaç saatlik bir muharebenin sonucu değildi.

İtilaf kuvvetlerinin Ağustos ayında başlattığı geniş çaplı harekât 10 Ağustos’a kadar sürdü ancak Kocaçimentepe ele geçirilemedi. Mustafa Kemal’in yönettiği karşı taarruz da bu harekâtın kırıldığı en önemli anlardan biri oldu.

Buradaki asıl mesele neydi?

Belki de şuydu:

Tarih bazen yıllar içinde değil, birkaç dakika içinde yön değiştirir.

Fakat o birkaç dakikanın arkasında aylarca süren mücadele, yorgunluk, hazırlık, disiplin ve fedakârlık vardır.

Anafartalar’a yalnızca “kahramanlık hikâyesi” olarak bakarsak meselenin yarısını görmüş oluruz.

Çünkü orada aynı zamanda askeri akıl vardır.

Araziyi doğru okumak vardır.

Doğru zamanda karar vermek vardır.

Emir-komuta sorumluluğu vardır.

Ve hiçbir savaş anlatısının üzerini örtmemesi gereken çok ağır bir insan bedeli vardır.

Zaferleri anlatırken kayıpları unutmamalıyız

Tarih anlatırken bazen rakamların ve büyük kelimelerin arkasına saklanıyoruz.

“Zafer” diyoruz.

“Destan” diyoruz.

“Kahramanlık” diyoruz.

Hepsi doğru olabilir.

Ama savaşın başka bir yüzü daha vardır.

Bir daha evine dönemeyen gençler…

Evladının yolunu bekleyen anneler…

Babasını hiç tanımadan büyüyen çocuklar…

Yarım kalan hayatlar…

Çanakkale’yi gerçekten anlamak istiyorsak yalnızca kazanılan mevzilere değil, ödenen bedele de bakmalıyız.

Çünkü savaşı yüceltmek başka şeydir, vatanını savunmak zorunda kalan insanların fedakârlığını anlamak başka.

Anafartalar’ın bugüne bıraktığı en kıymetli derslerden biri belki de tam burada duruyor.

Vatanın değerini bilmek için yeni savaşlara ihtiyaç duymamak.

Barışın kıymetini, savaşın ne kadar ağır olduğunu bilerek anlamak.

Bursa’dan Anafartalar’a uzanan hafıza

Biz Bursa’da yaşayanlar için Çanakkale uzakta bir tarih sayfası değildir.

Bu ülkenin hemen her şehrinde olduğu gibi Bursa’nın da nice ailesinin geçmişinde cephe yollarına uğurlanan insanların hikâyeleri vardır.

Bir şehrin hafızası yalnızca hanlarında, çarşılarında, camilerinde, meydanlarında tutulmaz.

Evlerin içinde de yaşar.

Sandıklardaki eski fotoğraflarda…

Sararmış mektuplarda…

Dededen toruna aktarılan birkaç cümlede…

Bazen ismi bile tam hatırlanmayan bir askerin hikâyesinde…

Bu nedenle Anafartalar’ın yıl dönümü Çanakkale’ye ait yerel bir anma değildir.

Bursa’nın da günüdür.

Edirne’nin de.

Erzurum’un da.

Diyarbakır’ın da.

Anadolu’nun ve Rumeli’nin dört bir yanından aynı cephede buluşmuş insanların ortak hafızasıdır.

Bir millet olmanın belki de en güçlü tarafı tam burada ortaya çıkar.

Aynı hatıraya birlikte sahip çıkabilmekte.

111 yıl sonra bize düşen ne?

Peki bugün Anafartalar’ı anmak ne anlama geliyor?

Sadece sosyal medya hesaplarına birkaç cümle yazmak mı?

Bir tören düzenlemek mi?

Bir günlüğüne eski fotoğraflara bakmak mı?

Bunların elbette bir anlamı var.

Ama yeterli değil.

Tarihi gerçekten hatırlamak, ondan bir sorumluluk çıkarmaktır.

O gün vatan savunması siperde yapılıyordu.

Bugün aynı ülkeye karşı sorumluluklarımız başka alanlarda.

Çocuklara iyi bir eğitim verebilmekte.

Adaleti korumakta.

Üretmekte.

Bilimde ilerlemekte.

Şehirlerimizi korumakta.

İnsanların birbirini düşmanlaştırmadan konuşabildiği bir toplum kurmakta.

Çünkü geçmişin fedakârlığına gösterilebilecek en büyük saygı, gelecek kuşaklara daha güçlü, daha huzurlu ve daha yaşanabilir bir ülke bırakmaktır.

Anafartalar’da hayatını ortaya koyan insanların bizden bekleyebileceği şey, her yıl aynı cümleleri tekrar etmekten çok daha fazlasıdır.

Emanete iyi bakmaktır.

O sabah hâlâ bize bir şey söylüyor

111 yıl önce bugün, Conkbayırı’nda güneş başka bir dünyanın üzerine doğuyordu.

Toprak sarsılıyordu.

İnsanlar birkaç saat sonra hayatta olup olmayacaklarını bilmiyordu.

Ama bulundukları yeri terk etmemeleri gerektiğini biliyorlardı.

Bugün aynı tepelerde rüzgâr esiyor.

Savaşın gürültüsü çoktan sustu.

Geride mezarlar, anıtlar ve büyük bir hafıza kaldı.

Ama Anafartalar’ın söylediği söz hâlâ canlı:

Bir ülkenin geleceği bazen en zor anda sorumluluk almaya cesaret edenlere emanettir.

O gün onlar sorumluluk aldı.

Bedel ödediler.

Direndiler.

Bize bir vatan ve anlatılması gereken büyük bir hikâye bıraktılar.

Şimdi görev bizim.

Hatırlamak.

Anlamak.

Ve o emaneti, savaşmak zorunda kalmadan koruyabilecek kadar güçlü bir gelecek kurmak.

Anafartalar’ın 111. yılında, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Çanakkale’de mücadele eden bütün komutanları, şehitleri ve gazileri saygı ve minnetle anıyorum.

Çünkü bazı zaferler tarihte kalmaz.

Bir milletin hafızasında yaşamaya devam eder.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter