1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Rüzgar Aslan
  4. Yapay zekâ kapıyı çalmıyor, çoktan içeri girdi
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yapay zekâ kapıyı çalmıyor, çoktan içeri girdi

Geçen gün bir arkadaşım, hazırladığı metni bana gönderdi.

“Nasıl olmuş?” diye sordu.

Okudum. Akıcıydı. Düzenliydi. Hatta fazla düzenliydi.

Bir süre sonra dayanamadım.

“Bunu sen mi yazdın?” dedim.

Güldü.

“Ben düşündüm, yapay zekâ yazdı.”

İşte yeni dönemin en kısa özeti belki de bu cümlede saklı.

Biz düşünüyoruz, yapay zekâ yazıyor. Biz birkaç kelime söylüyoruz, o görsel hazırlıyor. Toplantının notlarını çıkarıyor, e-postalarımızı düzenliyor, tatil planı yapıyor, yemek tarifi veriyor.

Daha birkaç yıl önce bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz şeyler, bugün telefonlarımızın içinde yaşıyor.

Üstelik yapay zekâ hayatımıza büyük bir törenle girmedi. Ne kurdele kesildi ne de “Bugünden itibaren her şey değişiyor” diye bir açıklama yapıldı.

Sessizce geldi.

Önce merak ettik. Sonra denedik. Şimdi ise yavaş yavaş alışıyoruz.

Asıl mesele de tam burada başlıyor.

Çünkü insan, alıştığı şeyi sorgulamayı bırakıyor.

Bugün sosyal medyada gördüğümüz bir fotoğrafın gerçek olup olmadığından emin değiliz. Okuduğumuz bir metni insan mı yazdı, yapay zekâ mı hazırladı bilmiyoruz. Dinlediğimiz ses gerçekten o kişiye mi ait, yoksa birkaç dakikada üretilmiş bir kopya mı?

Ekrandaki görüntü aynı görüntü.

Ses aynı ses.

Cümleler de gayet ikna edici.

Peki biz neye inanacağız?

Sosyal medya artık yalnızca insanlarla dolu değil

Bir zamanlar sosyal medya, insanların hayatından kesitler paylaştığı bir yerdi.

Sabah kahvesi, tatil fotoğrafı, doğum günü, düğün, yeni iş…

Şimdi ise karşımıza çıkan her şeyin arkasında gerçek bir insan olmayabilir.

Yapay zekâyla üretilmiş yüzler, videolar, haberler, şarkılar ve yorumlar giderek çoğalıyor.

Hatta bazen gerçek insanlar bile yapay zekâ gibi davranıyor.

Herkes aynı cümleleri kuruyor. Aynı pozları veriyor. Aynı müzikleri kullanıyor. Aynı akımlara katılıyor.

Algoritmanın hoşuna giden neyse, insanlar yavaş yavaş ona dönüşüyor.

Şimdi dürüst olalım.

Sosyal medyada gerçekten kendimizi mi gösteriyoruz, yoksa daha fazla beğeni alacağını düşündüğümüz kişiyi mi oynuyoruz?

Yapay zekâ bu sorunu başlatmadı. Ama büyütebilir.

Çünkü artık yalnızca hayatımızı güzelleştirmiyoruz. Baştan sona yeni bir hayat üretebiliyoruz.

Gitmediğimiz bir tatilden fotoğraf paylaşabiliriz.

Söylemediğimiz bir sözü söylemiş gibi görünebiliriz.

Yaşamadığımız bir hikâyeyi milyonlarca kişiye gerçekmiş gibi anlatabiliriz.

Teknoloji bunu mümkün hale getiriyor.

Ama mümkün olan her şeyi yapmak zorunda mıyız?

Sorun yapay zekâ değil, onu nasıl kullandığımız

Yapay zekâdan korkmak kolay.

Onu yasaklamak, kötü ilan etmek, insanlığın sonunu getireceğini söylemek de kolay.

Fakat mesele bu kadar basit değil.

Bir doktorun daha hızlı bilgiye ulaşmasını sağlayan da yapay zekâ.

Bir öğrencinin anlamadığı konuyu sade biçimde öğrenmesine yardımcı olan da.

Küçük bir işletmenin tasarım, reklam ve iletişim işlerini kolaylaştıran da aynı teknoloji.

Yani karşımızda yalnızca bir tehdit yok.

Büyük bir imkân da var.

Fakat her büyük imkân, yanında büyük bir sorumluluk getirir.

Yapay zekâyı kullanırken kendi aklımızı bir kenara bırakırsak sorun başlar.

Okumadan paylaşırsak, kontrol etmeden inanırsak, araştırmadan doğru kabul edersek teknoloji bizi hızlandırmaz.

Sadece daha hızlı yanılmamızı sağlar.

Belki de bundan sonra en değerli beceri, yapay zekâ kullanmak olmayacak.

Yapay zekânın verdiği cevabı sorgulayabilmek olacak.

İnsan kalabilmek

Yakın gelecekte yapay zekâ daha iyi yazacak, daha gerçekçi görüntüler hazırlayacak ve insan sesini neredeyse kusursuz biçimde taklit edecek.

Buna engel olamayız.

Zaten belki de engel olmamız gerekmiyor.

Fakat bu yeni dünyada korumamız gereken bir şey var: Kendi düşüncemiz.

Çünkü bir makine bize seçenek sunabilir ama hangisinin doğru olduğuna bizim karar vermemiz gerekir.

Bir metin yazabilir ama ne söylemek istediğimizi bizim bilmemiz gerekir.

Bir görüntü üretebilir ama gerçeği çarpıtıp çarpıtmadığına bizim dikkat etmemiz gerekir.

Yapay zekâ kapıyı çalmıyor.

Çoktan içeri girdi.

Şimdi asıl soru şu:

Onu hayatımızda nereye oturtacağız?

Masaya mı?

Yoksa kendi yerimize mi?

Rüzgar Aslan

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter