Bursa Barosu, tarikat ve cemaat yapılanmalarına yönelik adli operasyonların ardından laiklik, hukuk devleti ve kamusal denetim konularını değerlendiren bir açıklama yayımladı.
Din ve vicdan özgürlüğü ile kamusal denetim ayrımı
Açıklamada, kişilerin inanç ve ibadetlerinin ceza soruşturmasına konu edilemeyeceği vurgulandı. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal güç biriktiren, kamusal alanda faaliyet gösteren kapalı yapıların hukuk düzeni içinde şeffaf biçimde denetlenmesi gerektiği belirtildi.
Demokratik sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, üyelik yapıları, mali kaynakları ve karar alma süreçlerinin denetime açık olması gerektiğine dikkat çekildi. Dernek, vakıf veya şirket çatısı altında faaliyet göstermenin tek başına demokratik ve şeffaf bir yapı anlamına gelmediği ifade edildi.
Eğitim ve kamu kaynaklarında şeffaflık çağrısı
Çocukların eğitimi, öğrencilerin barınması ve sosyal yardım gibi kamusal hizmetlerin denetimsiz yapılara bırakılamayacağı kaydedildi. Kamu kaynaklarının hangi oluşumlara aktarıldığının ve bu yapıların gelirlerini nasıl kullandığının açık olması gerektiği bildirildi.
Açıklamada ayrıca devlet kadrolarında liyakat ilkesinin korunması, dini yapılanmaların kamu kurumlarında nüfuz oluşturmasına izin verilmemesi ve hukukun tüm yapılar için eşit uygulanması çağrısı yapıldı.
“Laiklik inanç özgürlüğünün de güvencesidir”
Laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması anlamına gelmediği; yurttaşların özgürlüğünü, devletin dini otoriteler karşısındaki bağımsızlığını ve hukuk düzenini güvence altına aldığı ifade edildi. Soruşturmaların siyasi hesaplaşma aracına dönüşmemesi, masumiyet karinesi ile suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin korunması gerektiği de vurgulandı.
